Çünkü korku, önce düşüncelerinize yerleşir, sonra kararlarınıza karışır. Size yapamayacağınızı söyler, adım atmaktan vazgeçirir; susmanız gereken yerde değil, konuşmanız gereken yerde susturur. Bir süre sonra kendi hayatınızın sahibi olmaktan çıkar, korkularınızın çizdiği sınırlar içinde yaşamaya başlarsınız.
Oysa insanı tüketen her zaman yaşadıkları değildir. Bazen yaşayacaklarından duyduğu endişe, yaşadığı gerçeğin önüne geçer. Bir ihtimali bin kez düşünür, kendini bin kez yaralar. Henüz hiçbir şey olmamışken yenilmiş gibi hisseder.
Korkunun en büyük zaferi, size hiçbir şey yapmadan hayatınızı değiştirmesidir.
Korkusuz olmak, başınıza hiçbir kötülüğün gelmeyeceğine inanmak değildir. Korkuya rağmen aklınızı koruyabilmek, endişeye rağmen karar verebilmek, belirsizlik karşısında kendinizden vazgeçmemektir. Cesaret, korkunun yokluğu değil; korkunun karşısında iradenizi ayakta tutabilmektir.
Hayatta her şeyi kontrol edemezsiniz. İnsanların ne düşüneceğini, yarının ne getireceğini, hangi kapının kapanıp hangisinin açılacağını belirleyemezsiniz. Fakat bütün bunların karşısında nasıl duracağınızı seçebilirsiniz. İşte insanın gerçek gücü, tam da bu seçimde saklıdır.
Başkalarının sözleriyle, geçmişin yaralarıyla, geleceğin belirsizliğiyle yönetilen bir ruh, kendi özgürlüğünü zamanla kendi elleriyle teslim eder. Bu yüzden herkese kulak vermeyin, her ihtimali felaket saymayın, her kaybı sonunuz zannetmeyin.
Çünkü korkuya teslim olduğunuzda yalnızca cesaretinizi değil, kendi hayatınız üzerindeki söz hakkınızı da kaybedersiniz. Hayat, bütün korkularınızın geçmesini bekleyecek kadar uzun değildir. Bazen bir adım atmanız, bazen bir karar vermeniz, bazen de sizi durduran düşüncelere rağmen yürümeye devam etmeniz gerekir.
Unutmayın; insanı güçlü kılan, hiç düşmemesi ya da hiç korkmaması değildir. Korkularının karşısında aklını, karakterini ve iradesini koruyabilmesidir.
Ruhunuzu korkuyla yönetirseniz önce huzurunuzu, sonra iradenizi kaybedersiniz. Kendi hayatınızın yönetimini korkularınıza bırakmayın.
Meltem Yuvarlak | Meltemce